16 Ağustos 2013 Cuma

Sadabâd Lalesi...

Eski İstanbul'u izler gibiyim gözlerinde..
Kayıklar savrulur nefeslerinde..
Usul usul bakıp da boğazın efsununa karşı..
Beni bende bırakmaz mısın sadabad lalesi..

Bahar geldi sanıyorum estikçe kokun..
Benim de bir çift çeşm-i ahudan oldu sonum..
Derin derin çektiğim ahh oldun da..
Gitme desem duymaz mısın sadabad lalesi..

Gece olunca ansızın saplanıp da göğsüme..
Başka gönlü mesken tutma kendine..
Bir başka rayihasın ki yok eşin emsalin..
Uzatsam ellerimi tutmaz mısın sadabad lalesi..

Acı çek dersin de giderken bakıp ardına..
Bitmeyecek hazan getirdin gönül bağına..
Can mı kaldı tende,savruldu her ne yaprak varsa..
Şu viranede taht senin buyurmaz mısın sadabad lalesi..

Fülk-i dil misali süzülürsün muhabbet deryasında..
Efkarımı gurbet bilmiş nağmesin sandal sefasında..
Bana seni hatırlatan bir yağmur damlasıyla..
Narin narin süzülmez misin sadabad lalesi..

Oldu da boğazımdaki düğümlerden kurtuldu heceler..
Usul usul yollarına döküldüler..
Ben iki kelamı bir araya getirip de..
Gitme desem gitme desem duymaz mısın sadabad lalesi..

Hani yar derler ya,düşmeden anlamıyor insan..
Sen de anlarsın göğsümdeki ateşte yansan..
Köşeden görünsen şöyle gönlünde başka sevdayla..
Bil ki sonra ne bana misafir olur nefesler..
Ne de göğsüm kabullenir bir misafir daha..
Göğsümden ayrılırken son misafir..
Gözlerime bakar mısın sadabad lalesi..
Ben ki son kez izlerken seni..
Avuçlarımdan dökülse hayaller..
Hayallerimi de resminle beraber yakar mısın..
Yakar mısın sadabad lalesi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder